 |
| Evlilikte İletişim ve Duygusal Bağlılık: Sağlıklı Bir İlişki İçin Önemli Unsurlar |
Evlilik, sevgi ve bağlılık temelinde yükselen ancak sağlıklı iletişimle sürdürülebilen bir süreçtir. Her çift, zaman zaman anlaşmazlıklar yaşar ve zorluklarla karşılaşır; bu nedenle, ilişkinin sağlam kalabilmesi için iletişim ve duygusal bağlılık büyük önem taşır. Sağlıklı bir evlilik, her iki partnerin de kendini ifade edebildiği, duygu ve düşüncelerini rahatça dile getirebildiği bir ortam gerektirir. Bu noktada, evlilik ve aile danışmanlığı, ilişkideki tıkanmaları çözmek adına önemli bir destek sunar.
· İletişimin Gücü: İyi bir evlilik, her iki tarafın da kendini doğru bir şekilde ifade edebilmesiyle mümkündür. Partnerlerin birbirini anlamaya yönelik çabaları, evlilikteki uyumu ve huzuru artırır. Açık ve dürüst bir iletişim, hem olumlu hem de olumsuz duyguların paylaşılmasını mümkün kılar. Bu durum, yanlış anlaşılmaların önüne geçerek ilişkinin temelini güçlendirir.
· Duygusal Bağlılık: Evlilikte duygusal bağlılık, her iki tarafın da sevildiğini ve değer gördüğünü hissetmesiyle sağlanır. Partnerlerin birbirine duyduğu saygı ve şefkat, duygusal bağı kuvvetlendirir. Bu bağın zayıflaması durumunda, taraflar arasında mesafe oluşabilir ve bu durum uzun vadede ilişkiyi olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden duygusal bağlılığı canlı tutmak adına çiftlerin birbirine zaman ayırması ve destekleyici davranışlar sergilemesi önemlidir.
· Sorunların Zamanında Çözülmesi: Konuşulmayan ve biriken sorunlar, evlilikte önemli gerginliklere yol açabilir. Küçük bir sorun bile zamanla büyük bir engel haline gelebilir. Bu nedenle, çiftlerin sorunları büyümeden çözmesi ve rahatsızlıklarını açık bir şekilde dile getirmesi gereklidir. Bu noktada sakin dinlemek ve empati kurmak, partnerlerin birbirini daha iyi anlamasına yardımcı olur.
Evlilik ve aile danışmanlığı, bu tür sorunların üstesinden gelmek ve ilişkide iletişimi güçlendirmek adına profesyonel bir bakış açısı sunar. Özellikle çocuk sahibi olan çiftlerde, aile içindeki rol dağılımı ve ebeveynlik sorumlulukları konusundaki anlaşmazlıklar sıkça görülür. Bu tür durumlarda danışmanlık süreci, tarafların daha yapıcı ve işbirliğine dayalı çözümler bulmasına yardımcı olabilir.
· Danışmanlık Süreci: Evlilikte danışmanlık, çiftlerin arasındaki iletişim engellerini fark etmelerini ve bu engelleri aşarak daha sağlıklı bir ilişki kurmalarını sağlar. Partnerlerin duygusal ihtiyaçlarını ifade etmelerini teşvik eden danışmanlık süreci, ilişkide güven ortamını güçlendirir.
· Ortak Hedefler ve Etkinlikler: Evlilikte karşılıklı bağın güçlendirilmesi, ortak ilgi alanlarının keşfedilmesi ve birlikte geçirilen kaliteli zamanla mümkündür. Çiftlerin birlikte yeni hobiler edinmesi veya ortak hedefler belirlemesi, ilişkideki uyumu artırır. Bu tür aktiviteler, hem bireysel hem de çift olarak gelişimlerini destekleyerek evliliğin canlı kalmasını sağlar.
Evlilikte inişler ve çıkışlar kaçınılmazdır. Ancak önemli olan, bu zorluklarla birlikte başa çıkabilmek ve her iki tarafın da birbirine destek olduğunu hissetmesidir. Sağlıklı bir evlilik, karşılıklı anlayış, empati ve sürekli olarak ilişkiye yatırım yapmayı gerektirir. Evlilik ve aile danışmanlığı, çiftlerin bu süreçte daha güçlü ve mutlu bir birliktelik kurmalarına yardımcı olacak önemli bir araçtır. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Sadakat ve Güven Problemleri: Aile Danışmanlığında Kritik Bir Alan |
Sadakat ve güven, evlilik ve aile ilişkilerinde vazgeçilmez iki unsurdur. Bu iki kavram, bireylerin ilişkide kendilerini güvende ve değerli hissetmeleri için hayati öneme sahiptir. Sadakat, partnerlerin birbirlerine bağlı kalmalarını ve ilişkide dürüst bir tavır sergilemelerini ifade ederken, güven ise karşılıklı saygı ve samimiyetle gelişen bir duygusal bağdır. Ancak, bu unsurlardaki zedelenmeler sadece çiftler arasındaki duygusal bağı değil, aynı zamanda aile içi dinamikleri de olumsuz etkileyebilir.
· Aldatma ve duygusal uzaklaşma: İhanet ister fiziksel ister duygusal olsun, ilişkinin temel taşlarını sarsar. Sadakatsizlik, çiftler arasında güven kaybına yol açarak duygusal kopmalara neden olur.
· İletişim eksikliği: Partnerlerin birbirleriyle sağlıklı bir iletişim kuramaması, duygusal uzaklaşmaya yol açarak sadakat ve bağlılığı zayıflatır.
· İş-yaşam dengesi sorunları: İş stresi, yorgunluk veya zaman yetersizliği gibi faktörler, çiftlerin birbirine olan ilgisini azaltarak sadakat sorunlarına yol açabilir (Möller & Voss, 2021).
Güven eksikliğinin kökenleri genellikle bireyin geçmiş deneyimlerine ve bağlanma biçimlerine dayanır. Önceki ilişkilerde yaşanan olumsuzluklar veya çocukluk döneminde güven sorunu yaşayan bireyler, mevcut ilişkilerinde de güvensiz davranışlar sergileyebilir.
· Ebeveyn örüntüleri: Çocuklukta güvensiz bir ortamda büyümek, bireyin yetişkinlikte de güven sorunları yaşamasına neden olabilir.
· Teknoloji ve sosyal medya etkisi: Sosyal medya platformlarında gizli iletişimler ve şeffaf olmayan davranışlar, çiftlerin güven duygusunu zedeleyebilir (Feeney & Fitzgerald, 2019).
Aile danışmanlığı, sadakat ve güven sorunlarının ele alınmasında çiftlere bilimsel çözümler sunar. Bu süreçte, iletişim becerilerinin geliştirilmesi önemli bir adımdır.
· Açık ve dürüst iletişim: Çiftlerin duygularını açıkça ifade etmeleri hem sadakat hem de güven inşasında kritik rol oynar.
· Güven artırıcı aktiviteler: Geçmişte yaşanan güven problemlerini ele almak için güven inşası üzerine odaklanan çalışmalar yapılır.
· Bağlanma temelli terapiler: Çiftlerin sağlıklı bir bağ geliştirmeleri için terapi yöntemleri uygulanır (Johnson, 2019).
Bu çalışmalar, sadece çiftlerin ilişkisini onarmakla kalmaz, aynı zamanda aile içinde büyüyen çocukların duygusal gelişimine de olumlu etkiler yapar. Aile danışmanlığı sürecinde edinilen yeni beceriler, hem ilişkinin sağlıklı bir şekilde devamını sağlar hem de gelecekte ortaya çıkabilecek olası sorunların önüne geçer. Sadakat ve güvenin yeniden tesis edilmesi, bireylerin duygusal iyilik hallerini artırarak hem bireysel hem de aile içi huzura katkı sunar.
Kaynakça
· Feeney, J. A., & Fitzgerald, J. (2019). Attachment, communication, and relationship quality: Implications for couples therapy. Journal of Family Psychology, 33(3), 313-323. https://doi.org/10.1037/fam0000514
· Johnson, S. M. (2019). The Practice of Emotionally Focused Couple Therapy: Creating Connection. New York: Routledge.
· Möller, A. T., & Voss, S. C. (2021). Trust and commitment in marital relationships: A review of theoretical perspectives. Journal of Marriage and Family Therapy, 47(2), 251-267. https://doi.org/10.1111/jmft.12542
|
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Teknolojinin Cinsellik Üzerindeki Etkileri: İlişkilerde Dijital Çağın Rolü |
Teknoloji, yaşamımızın her alanına olduğu gibi ilişkilerimize ve cinselliğe de dokunmuş durumda. Hem yeni tanışma ve iletişim kurma yolları sunan dijital çağ, hem de ilişkilerin doğasını ve cinselliği şekillendiriyor. Bu yazıda, teknolojinin cinselliğe etkilerini ve dijital dünyanın ilişkilerde nasıl bir rol oynadığını ele alacağız.
1. Çevrimiçi İletişim: Yakınlığı Artırmak mı, Yoksa Mesafe Yaratmak mı? Teknolojinin sunduğu en büyük kolaylıklardan biri, çevrimiçi iletişim sayesinde sürekli bir bağlantı hissi sağlaması. Çiftler, gün boyu mesajlaşarak veya görüntülü görüşme yaparak birbirlerine yakın olabilirler. Ancak bu sürekli bağlılık, bazen ilişki içinde gerçek bir yakınlığın azalmasına yol açabilir. Özellikle sosyal medya üzerinden sağlanan "her an iletişimde olma" hali, çiftlerin yüz yüze geçirdiği zamanı etkileyebilir ve ilişkide gerçek bir yakınlık yaratmayı zorlaştırabilir.
2. Sosyal Medya ve İlişkilerde Kıskançlık Sosyal medya, insanların hayatlarını paylaşmaları için bir alan sunuyor, ancak aynı zamanda ilişkilerde kıskançlık ve güvensizlik duygularını da tetikleyebiliyor. Partnerlerin sosyal medya aktivitelerini sürekli takip etmek, yorumlara veya beğenilere fazla anlam yüklemek, çiftler arasında sorunlara neden olabilir. Özellikle çiftler arasında güveni zedeleyen bu durum, cinselliği ve yakınlığı etkileyebilir. Bu nedenle sosyal medya kullanımı konusunda sınırlar belirlemek, sağlıklı bir ilişkinin sürdürülmesi açısından önemlidir.
3. Çevrimiçi Flörtleşme: Yeni İlişkilere Açılan Kapı Dijital çağ, çevrimiçi flört uygulamalarıyla yeni insanlarla tanışmayı kolaylaştırdı. Bu uygulamalar, hem kısa süreli ilişkiler hem de uzun vadeli partnerler arayanlar için çeşitli seçenekler sunuyor. Ancak aynı zamanda bu uygulamalar, bazı kişilerde "her an yeni bir seçenek var" hissi yaratarak, ilişki sürdürülebilirliğini zorlaştırabilir. Bu, bazı bireylerde bağlılık korkusu veya daha iyisini bulma arzusunu tetikleyebilir ve mevcut ilişkiler üzerinde olumsuz bir etkiye yol açabilir.
4. Cinsel İçerikli Videolar ve Cinselliğe Bakış Açısı İnternetin gelişimiyle birlikte cinsel içeriklere ulaşmak daha kolay hale geldi ve bu, bireylerin cinselliğe bakış açılarını önemli ölçüde etkiledi. Özellikle genç bireyler, bu içeriklerden etkilenerek cinselliği gerçekdışı beklentilerle değerlendirebilirler. Bu içerikler, partner beklentilerini değiştirebilir, cinsel performans kaygısına yol açabilir veya doğal bir cinsel yaşamdan uzaklaştırabilir. Cinsel içerikli videoları bilinçli bir şekilde tüketmek ve gerçek cinsellikten ayırt edebilmek, sağlıklı bir cinsel hayat için önemlidir.
5. Sanal Gerçeklik (VR) ve Yapay Zeka ile Yeni Cinsel Deneyimler Gelişen sanal gerçeklik ve yapay zeka teknolojileri, cinsel deneyimlere yeni bir boyut kazandırıyor. VR teknolojisiyle geliştirilen sanal cinsel deneyimler, kullanıcıların farklı deneyimler yaşamasına olanak tanıyor. Yapay zeka ile sohbet eden veya duygusal bağ kurabilen robotik teknolojiler ise insanlara yeni bir tür ilişki sunuyor. Bu gelişmeler, özellikle yalnızlık çeken bireyler için bir rahatlama sağlayabilirken, ilişkilerde duygusal bağın yerini teknolojik bağların alabileceği kaygısını da beraberinde getiriyor.
6. Gizlilik ve Güvenlik Sorunları Teknoloji, çiftlerin birbirleriyle olan cinsel deneyimlerini paylaşmalarını kolaylaştırırken, gizlilik ve güvenlik konusunda dikkat edilmesi gereken yeni riskleri de ortaya çıkarıyor. Özellikle "sexting" (cinsel içerikli mesajlaşma) gibi durumlarda, özel bilgilerin ve görsellerin paylaşımı büyük bir risk oluşturabilir. Bilinçsizce paylaşılan bu içerikler, ilişkiler sona erdiğinde veya güvenli olmayan platformlarda paylaşıldığında kişisel alan ihlallerine neden olabilir. Bu yüzden, dijital platformlarda özel bilgilerin paylaşımı konusunda güvenilirliğe dikkat etmek ve gizlilik sınırlarına özen göstermek önemlidir.
Sonuç: Teknolojiyi Bilinçli Kullanmak Sağlıklı İlişkiler İçin Önemli Teknoloji, cinsellik ve ilişkiler üzerinde hem pozitif hem de negatif etkiler yaratma potansiyeline sahip. Çiftler, teknolojiyi daha fazla bağlantı kurma aracı olarak kullanırken, aynı zamanda sınırlar koyarak sağlıklı bir ilişki sürdürebilirler. Sosyal medya, çevrimiçi platformlar ve dijital araçlar dikkatli ve bilinçli kullanıldığında, ilişkiyi destekleyici bir rol oynayabilir. Bununla birlikte, bireylerin dijital dünyada kendi sınırlarını belirlemeleri ve özel alanlarını korumaları sağlıklı bir ilişkinin devamı için oldukça önemlidir.
Teknolojinin ilişkiler üzerindeki rolünü anlamak, dijital çağda romantik ve cinsel ilişkilerin sürdürülebilir olmasına yardımcı olacaktır. Bu sayede, teknolojiye kendimizi kaptırmadan, onun sunduğu fırsatları bilinçli bir şekilde değerlendirerek, sağlıklı ilişkiler ve mutlu bir cinsel yaşam sürdürebiliriz. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Erkek ve Kadın Cinselliğine Dair Yanlış Bilinenler |
Cinsellik, toplumda her zaman üzerinde çok konuşulan ama aynı zamanda yanlış anlaşılmalara ve önyargılara en çok maruz kalan konulardan biri. Hem erkeklerin hem de kadınların cinselliği hakkında toplumda birçok kalıp yargı bulunuyor ve bunlar, bireylerin sağlıklı bir cinsel hayat sürmelerini etkileyebiliyor. Bu yazıda, erkek ve kadın cinselliğiyle ilgili en yaygın yanlış bilinenleri ve bu yanlışların altında yatan gerçekleri ele alacağız.
1. Yanlış: Erkekler Her Zaman Cinselliğe Hazırdır Gerçek: Toplumda yaygın bir inanış, erkeklerin her zaman cinselliğe hazır ve istekli olduğudur. Oysa erkekler de dönem dönem cinsel isteksizlik yaşayabilirler. Stres, iş hayatındaki zorluklar, psikolojik sorunlar veya sağlık problemleri gibi faktörler, erkeklerin cinsel isteğini etkileyebilir. Cinsellik konusunda erkeklere yüklenen bu beklenti, performans kaygısına ve özgüven sorunlarına yol açabilir.
2. Yanlış: Kadınlar Cinselliği Erkekler Kadar İstemez Gerçek: Kadınların cinsellikten daha az zevk aldığı veya cinselliğe daha az ihtiyaç duyduğu yönündeki algı tamamen yanlıştır. Kadınların cinsellikten aldıkları zevk, cinsel arzuları ve ihtiyaçları en az erkeklerinki kadar önemlidir. Ancak kültürel ve toplumsal baskılar, kadınların cinsel isteklerini ifade etmelerini zorlaştırabilir.
3. Yanlış: Erkekler Her Zaman Yüksek Libido Sahibi Olur Gerçek: Cinselliğe dair bir diğer yanlış inanış ise erkeklerin doğal olarak yüksek libidoya sahip olduğu düşüncesidir. Erkeklerin libidosu bireysel olarak farklılık gösterebilir ve bu durum yaş, sağlık durumu, ilişki dinamikleri gibi birçok faktöre bağlı olarak değişebilir. Erkeklerde düşük libido, normal bir durum olarak kabul edilmeli ve utanılacak bir şey olarak görülmemelidir.
4. Yanlış: Cinsellik Sadece Penetrasyondan İbaret Gerçek: Cinselliğin yalnızca penetrasyonla sınırlı olduğuna dair yanlış bir inanış vardır. Hem erkek hem de kadın cinselliğinde fiziksel dokunuşlar, duygusal bağlantı, ön sevişme ve karşılıklı hoşlanma, sağlıklı bir cinsel deneyimin önemli parçalarıdır. Penetrasyon dışında yakınlık ve samimiyeti artıran birçok farklı cinsel aktivite vardır ve cinselliği tek bir kalıba sığdırmak bireyleri kısıtlayabilir.
5. Yanlış: Kadınlar Orgazma Ulaşmakta Zorlanır Gerçek: Kadınların orgazma ulaşmasının zor olduğu düşüncesi, yeterli bilgi eksikliğinden kaynaklanabilir. Çoğu kadın, doğru bir uyarılma ve kendini rahat hissetme ile orgazma ulaşabilir. Kadınların cinsel hazza ulaşabilmeleri için uygun ortam, doğru partner iletişimi ve fiziksel uyarı büyük rol oynar.
6. Yanlış: Erkekler Duygusal Bağlanmaya İhtiyaç Duymaz Gerçek: Erkeklerin cinsel ilişkilerinde duygusal bağa ihtiyaç duymadıkları inancı, yanlış bir genellemedir. Birçok erkek, cinselliği sadece fiziksel bir eylem olarak değil, aynı zamanda duygusal bir bağ olarak da görmektedir. İlişki içinde güven, sevgi ve bağlılık, erkeklerin de cinselliğe olan ilgisini ve motivasyonunu artırabilir.
7. Yanlış: Cinsel Performans Her Zaman Yaşa Bağlıdır Gerçek: Yaşla birlikte cinsel değişimlerin yaşandığı doğru olsa da, hem erkeklerin hem de kadınların cinsel performansları sadece yaşa bağlı değildir. Sağlıklı yaşam tarzı, stres yönetimi ve ilişki dinamikleri, cinsel sağlık ve performans üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Yaş ilerledikçe cinsel tatminin azalacağına dair önyargılar, kişilerin yaş aldıkça cinselliğe dair motivasyonlarını düşürebilir.
Sonuç: Bilinçli Olmak ve Önyargılardan Arınmak Önemli Cinsellik hakkında toplumda var olan yanlış inanışlar, sağlıklı bir cinsel yaşamı ve ilişkileri olumsuz etkileyebilir. Erkek ve kadın cinselliğine dair önyargıları sorgulamak, doğru bilgiler edinmek ve bu bilgileri paylaşmak, bireylerin hem kendileriyle hem de partnerleriyle daha sağlıklı ilişkiler kurmalarını sağlar. Cinsellik konusunda açık ve sağlıklı bir iletişim kurmak, cinselliği olduğu gibi kabullenmek, bireylerin mutluluğunu ve yaşam kalitesini artırır. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Kişilik Bozuklukları İlişkileri Nasıl Etkiler |
| Kişilik bozuklukları, kişinin düşünce, duygu ve davranış kalıplarını uzun vadeli ve derin bir şekilde etkiler. Bu bozukluklar yalnızca bireyin kendisi için değil, aynı zamanda çevresiyle olan ilişkilerinde de belirgin bir etkiye sahiptir. Özellikle yakın ilişkilerde -romantik partner, aile üyeleri veya yakın arkadaşlar gibi- kişilik bozukluklarının etkileri daha yoğun hissedilebilir. Bu yazıda, kişilik bozukluklarının ilişkileri nasıl etkilediğini inceleyerek daha sağlıklı ilişkiler kurmak için neler yapılabileceğine dair fikirler sunacağız.
1. Narsisistik Kişilik Bozukluğu (NKB)
Narsisistik kişilik bozukluğu olan bireyler, kendilerini üstün ve önemli görmeye meyillidir. Genellikle empati eksikliği yaşarlar ve diğer insanların duygularını anlamakta zorlanabilirler. Bu durum, yakın ilişkilerde sorunlara yol açabilir.
İlişkilerdeki Etkisi: - Kendilerini sürekli övmeleri veya dikkat çekmeye çalışmaları partnerleri rahatsız edebilir. - Eleştiriye aşırı hassasiyet gösterip, kendilerine yönelik en küçük eleştiriyi bile kişisel saldırı olarak algılayabilirler. - İlişkilerde denge kurmak zor olabilir, çünkü NKB’li kişiler ilişkideki fedakarlıkları ve destekleri karşılıklı olarak görmekte zorlanabilir.
İlişkilerdeki Çözüm Önerileri: - Partneri ile empati geliştirmesi için küçük adımlarla pratik yapabilir, duygular hakkında konuşmaları teşvik edilebilir. - Terapötik destek, narsisistik eğilimlerin farkına varmalarına ve ilişkilerdeki etkilerini anlamalarına yardımcı olabilir.
2. Borderline Kişilik Bozukluğu (BKB)
Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler yoğun duygusal dalgalanmalar yaşar ve ilişkilerde ayrılık korkusunu derinlemesine hissederler. Bu korku, onları zaman zaman öfke, manipülasyon veya aşırı bağlılık gibi davranışlara itebilir.
İlişkilerdeki Etkisi: - Terk edilme korkusu nedeniyle, partnerine karşı aşırı bağlılık gösterebilir ve ilişkiyi kontrol etme eğiliminde olabilirler. - Duygusal dalgalanmalar, sürekli iniş-çıkışlarla dolu bir ilişki deneyimi yaratabilir. - Kimi zaman partnerlerini “iyi” ve “kötü” olarak ayrıştırma eğiliminde olabilirler, bu da ilişkiyi yıpratabilir.
İlişkilerdeki Çözüm Önerileri: - Duygusal farkındalık geliştirme ve anı yaşama (mindfulness) egzersizleri, kişinin duygusal dalgalanmalarını yönetmesine yardımcı olabilir. - Partner desteği ve sınırlar belirleme üzerine yapılan konuşmalar, daha dengeli bir ilişki kurulmasını sağlayabilir.
3. Antisosyal Kişilik Bozukluğu (ASPB)
Antisosyal kişilik bozukluğu olan bireyler, diğer insanların haklarını gözetmekte zorlanır ve sıklıkla empati eksikliği yaşarlar. Bu bozukluğa sahip kişiler, kuralları ihlal etme, yalan söyleme ve suistimal etme gibi davranışlar sergileyebilir.
İlişkilerdeki Etkisi: - Partnerinin ihtiyaçlarını önemsememe veya ilişkide manipülatif davranışlar sergileme eğiliminde olabilirler. - Sıklıkla dürtüsel davranışlar sergileyebilir ve partnerlerini riske atabilirler. - Duygusal bağ kurmakta zorlanabilirler, bu da uzun vadeli bir ilişkinin sağlıklı ilerlemesini engelleyebilir.
İlişkilerdeki Çözüm Önerileri: - ASPB’li kişiler için sınırların net bir şekilde belirlenmesi önemlidir. Partner, kendini koruma adına bazı sınırları sıkı şekilde koymalıdır. - Terapötik destek almak, özellikle ASPB eğilimlerinin ilişkilere zarar verme potansiyelini azaltabilir.
4. Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Bağımlı kişilik bozukluğuna sahip bireyler, karar verme süreçlerinde zorluk yaşar ve sıklıkla partnerlerine aşırı derecede bağımlı hale gelirler. Bu, ilişkiyi dengeleyici bir ortaklık yerine bir bağımlılık ilişkisine dönüştürebilir.
İlişkilerdeki Etkisi: - Kendi kararlarını almakta zorlanabilirler ve sürekli partnerlerine danışarak bir bağımlılık ilişkisi geliştirebilirler. - Kendi ihtiyaç ve isteklerini geri plana atarak, partnerlerinin ihtiyaçlarını merkeze koyabilirler. - Terk edilme korkusuyla partnerlerinin isteklerine aykırı olan durumlara bile uyum sağlayabilirler.
İlişkilerdeki Çözüm Önerileri: - Kendi özgüvenlerini artıracak aktivitelerde bulunmak ve bireysel sınırlarını keşfetmek bağımlı bireyler için faydalı olabilir. - Terapide, sağlıklı sınırlar belirleme ve bireysel kararlar alabilme üzerine çalışılabilir.
Kişilik Bozukluklarında Sağlıklı İlişkiler Mümkün mü?
Kişilik bozuklukları, ilişkileri zorlaştırsa da tedavi ve destekle daha sağlıklı ilişki dinamikleri kurmak mümkündür. Partner desteği, psikoterapi ve kişisel farkındalık geliştirme yoluyla, kişilik bozukluğu olan bireyler ve partnerleri, daha tatmin edici ve dengeli ilişkiler kurabilir. Kişilik bozuklukları olan bireyler, profesyonel destek aldıklarında, hem kendilerini hem de ilişkilerini daha iyi yönetebilirler. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Öngör - Planla - Telafi Et |
| İlişkiler birbirinden farklılık gösterse de bir ilişki içindeki problemler genel olarak aynı konular etrafında toplanır. John Gottman bu durumu şu cümlesiyle özetlemiştir: "Birini eş olarak seçtiğimizde önümüzdeki 50 yıl boyunca ilişkide ne tür sorunlar yaşayacağımızı da seçmiş oluyoruz. Peki bu tehlikeli bir durum mu ? Hayır. Çünkü sorunlar sabitse çözümün öngörülebilirliği artıyor." Tam da bu noktada yani ilişkilerdeki kronik problemlerde Stan Tatkin in Biz Böyle Yapıyoruz kitabında yer alan Öngör - Planla -Telafi Et metodu imdadımıza yetişiyor.
Bu metodun küçük bir örneğini sizler için düzenledik: Ahmet ve Ayşe nin genel olarak tartışma yaşadıkları bir konu var. O da Ahmet in ailesine her gidildiğnde Ayşe nin Ahmet in onunla ilgilenmediğini düşünüp kendisini yalnız hissetmesi. - Ayşe: (Eve döndükten sonra) Bir daha ailene gittiğimizde benimle daha çok ilgilenmeni bana nasıl olduğumu sormanı ve ara sıra benimle göz teması kurmanı istiyorum. Unutma biz bir çiftiz.
- Ahmet: Tamam.
Bu yöntemdeki sorun nedir ? Ahmet in bunu asla hatırlamayacak olması. Ahmet otomatik olarak ne yapıyorsa Ayşe de otomatik olarak onu yapacak. O zaman doğrusu nasıl ona bakalım: (Ahmet ve Ayşe; Ahmet in ailesinin evinin önünde park etmişken olacakları öngörüp plan yapar.) - Ayşe: Senin ailene düşkün olduğunu biliyorum; bence bunda sorun yok ama biraz benimle kalmanı, elimi tutmanı istiyorum. Sadece göz teması kurarak dahi olsa iletişimde kalalım olur mu ?
- Ahmet: Tabii ki memnuniyetle.
- Ayşe: Teşekkür ederim. Ayrıca ne zaman kalkacağımızı da kararlaştıralım. Kararlaştırdığımız saatten sonra kalmak istiyorsan kalırız ama gerçekten gitmek istiyorsam buna saygı duymanı istiyorum. Ben yanına gelir ailene farkettirmeden söylerim bunu. Tamam mı?
- Ahmet: 22.00 diyelim o halde zaten yarın erken uyanmam lazım.
(ÖPT uygulandıktan sonra ne oluyor? Hem aile ziyareti ikisi içinde iyi geçiyor hem de eve dönünce yada ertesi gün kavga etmiyorlar. İşi anında hallettikleri için geçmişe dönüp kızacak bir şey bulamıyorlar. Peki telafi kısmı nasıl? Ahmet Ayşe ile onun umduğu kadar ilgilenmiyor. Ayşe den önce bunu dile getiriyor.) - Ahmet: Ailemin yanındayken seninle yeterince göz teması kuramadığımın farkındayım. Gerçekten üzgünüm. Alışık olmadığım için böyle oldu sanırım.
- Ayşe: Teşekkür ederim. Bunu söylemen benim için çok anlamlı.
|
|
|
| Devamını Oku |
 |
| İlişkilerde Sağlıklı İletişim Mahşerin 4 Atlısı |
| John Gottman (1999), uzun yıllar süren gözlemler sonucunda ilişkilerin bitme evresine gelmesinin en temel sebebi olarak bu dört temel davranış biçimini öne sürmektedir. Bu davranış biçimleri ismini İncil’de adı geçen ve kıyamet öncesi ortaya çıkacağına inanılan Mahşerin 4 Atlısından almaktadır. Mahşerin dört atlısı olarak bilinen bu davranışlar; eleştiri, savunmacılık, duvar örme ve aşağılama şeklinde ifade edilmektedir. Gottman çiftlerin iletişimde bu dört davranışı kullanmasının ilişkiyi sona erdirecek boyuta getirebileceğini belirtmektedir.
1. Atlı: Eleştiri Genellikle partnerinin kişiliğine atfedilen bir kusurluluk veya suçlama halidir. Partner için yapıcı olduğu düşünülen fakat aslında eleştiri kategorisine giren sürekli hata bulma onu ve davranışlarını yargılama şeklinde görülen davranış biçimidir. Örneğin; “Sen zaten anlamıyorsun ki.” , ” Senin algın bozuk.” Yapsan şaşardım zaten” , “Sen hep düşüncesiz hareket ediyorsun”. - Panzehri: Nazik Bir Başlangıç Yapmak
Suçlayıcı ifadeler ve “sen” dili kullanmak yerine duygu ve düşüncelerini paylaşmayı tercih etmek ve “ben” dilini tercih etmek. Karşı tarafın karakterini tanımlamak yerine yapılan davranışın kendimizde yarattığı etkileri tanımlayan kelimelerle ifade etmek. Örneğin; “Bu harcamayı yaparken fikrimi almaman beni çok değersiz hissettirdi”.
2. Atlı: Savunmacılık Saldırıyı savuşturma amacıyla suçu partnere yükleyen ve suçu partnere yönlendirip masum/kurban tarafı oynayan davranış biçimidir. Partneri dinlemeden sürekli kendini savunmayı temel alır. Dolayısıyla böyle bir davranış biçimi partnerin kendisini anlaşılmamış hissetmesi ile sonuçlanacak ve ilişki dinamiğine zarar verecektir. Örneğin; “Senin yüzünden böyle oldu” , “Sen faturayı zamanında göndermediğin için ödemeyi yapamadım.” , “Bu senin hatan.” . - Panzehri: Sorumluluk Alma
Problemin bizden kaynaklı olmadığı durumlar olmuş olsa bile en azından küçük bir kısmında sorumluluğu üstüne almayı içeren davranış biçimidir. Soruna katkı sağlayan yanımızı fark edip dile getirmek bu süreçte oldukça onarıcı olacaktır. Örneğin; “Haklısın sana haber vermeyi unutmuş olmam benim hatamdı.” .
3. Atlı: Duvar Örme Etkileşimden fiziksel ve duygusal olarak ayrılmayı uzaklaşmayı ele alan davranış biçimdir. Partnerlerden birinin kendini ifade ederken bir diğerinin onunla ilgilenmiyor gibi davranması ve duygusal olarak ilgisini ondan uzaklaştırdığı mesajını vermesidir. Bu davranış biçimi çiftlerin uzun süre aynı evde birbirleriyle küs kalmasına yol açabilmekte ve problemin çözülme süresini uzatmaktadır. Örneğin; partnerlerden birinin bir diğer konuşurken göz temasını kesmesi veya başka bir şey ile ilgilenmesi duvar örme olarak sınıflandırılmaktadır. - Panzehri: Kendini Yatıştırmak
Çatışma anında dikkatin dağıldığının fark edilmesiyle partnerinden biraz izin isteyip sakinleşmek için alana ihtiyacı olduğunu ifade etmek ve yatıştıktan sonra iletişime geçmek duvar örmek yerine yapılabilecek sağlıklı bir alternatiftir.
4. Atlı: Aşağılama Partnere üstünlük kurmak, incitmek, küçümsemek, hakaret etmek ve yaralamak amaçlı ifadeler kullanmayı kapsayan davranış biçimidir. Çoğu zaman ilişkiyi sonlandırıcı noktaya getiren tutumlardan biridir. - Panzehri: Kendi Duygularını ve İhtiyaçlarını Tanımlama
Partnerin özelliklerini tarif etmeyi değil kendi ihtiyaçlarını ifade etmeyi tercih etmek, aşağılama yerine kullanılan alternatif iletişim yoludur. İlişki dinamiklerinin zedelenmemesi açısından partnerin kusurlarını ifade etmek yerine iyi olduğu alanları pekiştiren, takdir eden ve onda beğendiğiniz özellikleri paylaşan ifade yöntemidir. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| İlişkilerde Yakınlığı Geliştirmek |
| Günümüzde yakınlık insan yaşamının temel gereksiniminden biri olarak kabul edilmekte ve nitelikli yakın ilişkilere sahip olmanın bireylerin sosyal gelişimleri kişilik gelişimleri ruhsal ve fiziksel sağlıkları için son derece önemli olduğu bilinmektedir. Romantik ilişkilerde yakınlğı geliştirmek emek ve sabır ister. Yakınlık nasıl geliştirilir ve gücünü nereden alır bilirsek ilişkiye dair adımlarımızı daha güvenle atabiliriz.
Yakınlık nehrinin beslendiği kaynakları L Abate nin tespit ettiği yedi yakınlık bileşeni başlığı altında inceleyelim:
- İyi Olanı Görme: Partnerler hem kendilerinde hem de bir diğerinde iyi olanı görmeye ve dile getirmeye odaklanmalıdırlar. Buradaki formül ise onay, memnuniyet, sevgi üçlüsüdür. Onay ve memnuniyet bildiren ifadeler kişide takdir edildiği hissini uyandırır. Buradaki püf nokta takdiri kişiselleştirmektir. Örneğin; "Gömleğin çok şık." demek yerine "Bu gömlek sana çok yakışmış." demek gibi. Sevgi ise aşkın kelimeler veya davranışlar yoluyla ifade edilmesin kapsar. Dokunmak, öpmek, sevgi sözcükleri vs...
- Önemseme: Önemsemek tutarlı ve güvenilir bir şekilde diğerinin huzuru, duyguları ve ihtiyaçlarıyla ilgilenmek anlamına gelir. Burada dikkat edilmesi gereken husus önemsemek konusunda işe kendimizden başlamak kendi ihtiyaçlarımızla ilgili farkındalık kazanmaktır.
- Koruyuculuk: Çift demek Stan Tatkin in deyimiyle "Bir hayatta kalma ekibi olmak." demektir. Birbirini korumak; gerektiğinde diğerinin tarafını tutma ve meseleleri partnerinin bakış açısından algılama anlamına gelir. İlişkiyi korumak öncelikler konusunda bir uzlaşı noktası bulmayı ve bir bütün olarak ilişkiye hizmet edcek şekilde bunları yerine getirmeyi gerektirir.
- Zevk Almak: Her iki partnerin de yapmaktan keyif aldığı performans kaygısı gütmediği ortak aktiviteler belirlenmelidir. Burada eğlenceli faaliyetleri başlatmak için her eşin biraz sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir.
- Sorumluluk: Yakın bir ilişkide her eş ilişkide işe yaramayan yönleriyle ilgili sorumluluğunu kabul etmelidir. Sağlıklı bir bağlılık, bir eşin tüm suçu üstlenmesine veya karşı tarafa yüklenmesine değil her birinin bireysel sorumluluk almasına dayanır. Sorumluluğun gelişmediği ya da az geliştiği ilişkilerde sen dili ve Mahşerin Dört Atlısı* ( J.Gottman ın ilişkideki kıyametin habercisi olarak gördüğü dörtlü: Eleştiri, Savunmacılık, Aşağılama, Duvar Örme) ndan biri olan savunmacılık sıklıkla görülür.
- İncinmeyi Paylaşma: L Abate bir kişinin incinme duygusunu paylaşmanın en yakın davranış olduğuna inanır. Çoğu kişi incinmeyi reddederek ya da öfke gibi başka bir duyguya dönüştürerek savunmaya geçer. İncinme duygusu bir zayıflık belirtisi gibi algılandığı için partnerle bu duyguyu genellikle birbirinden gizleme eğilimindedir. Bu yüzden sadece birine gerçekten güvendiğimizde ya da empatik olacağına inandığımızda incinme duygumuzu paylaşabiliriz.
- Bağışlama: Yakın bir ilşikide hiç incinmemiş olmak pek olağan değildir. Mutlu ilişkileri ayrıcalıklı kılan sadece yakınlık değil telafi ve bağışlama örüntüleridir. Bağışlama basit bi özürle sağlanmaz; kendini ve diğerini anlayarak güven tazeleyerek mevcut problemin nedenini ve sonucunu iyi analiz ederek sağlanır.
*Daha detaylı bilgis için "İlişkilerde Sağlıklı İletişim: Mahşerin 4 Atlısı" yazımıza da göz atabilirsiniz. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| İlişkilerde Sağlıklı Sınırlar |
| Sınır çizmek, çoğu insana kolay bir eylem gibi gelmese de aslında ilişkilere yönelik beklentilerimizi düzenlememize, karşımızdakinin bize nasıl davranacağınız belirlememize yardımcı olan destekleyici faktörlerdir. Örneğin; daha önce hiç gitmek istemediğiniz davetlere sırf arkadaşlarınız kırılmasın diye gitmeyi kabul ettiniz mi? veya bir arkadaşınız sizden borç para istedi ve sizin de o ay durumunuz yeterli değilken vermeyi reddetmekte zorlandığınız için para gönderdiniz mi? Bu gibi durumlarda sağlıklı kişisel alanlar çizilemediği için ilişkilerde çatışmalar olması muhtemeldir çünkü sınırlar sizi uygunsuz ve kabul edilemez şeylerden koruma görevine sahiptir.
Ne zaman sınır koymalıyız? İletişim içinde iken sizi yorgun, sinirli veya huzursuz hissettiren şeyler yaşıyorsunuz hisleriniz size sınırınızın aşıldığını söylüyor olabilir.
Sınır Türleri Nelerdir? - Fiziksel Sınırlar: Bu sınırlar dokunma/temas ile alakalıdır. Birinin size fiziksel olarak ne kadar yakınlaşabileceğine izin verdiğiniz ve hangi temasta huzursuz hissettiğiniz ile ilgilidir. Bu sınırın aşıldığı çoğu zaman yabancı birinin sizin bedeninize fazlaca yaklaştığı anlarda belli olur.
- Duygusal Sınırlar: Bu sınırlar bizim duygu ve düşüncelerimiz tanıma ve ifade etme ayrıca duygularımızın görmezden gelinmesine izin vermeme hakkını tanır. Duygusal sınırları koruyabildiğinin en büyük göstergesi duygularımızı ifade eden cümleler kullanmaktan geçer. Örneğin; “Bu şekilde cümleler kullandığında kendimi küçük düşmüş gibi hissediyorum.” veya “Benimle bu ses tonu ile konuşman beni değersiz hissettiriyor.” gibi
- Kaynak/Mali Sınırlar: Bu sınırlar birine ya da bir şeye ne kadar zaman ayırmak veya ne kadar bütçe ayırmak istediğimiz üzerinden şekillenir. Bu sınırlar akşam 20.00 sonrası telefonlara bakmayıp kendine vakit ayırmak istemeniz ile şekillenmektedir. Bazen mali sınırlar, kişinin kendi dürtüsel harcamalarını fark edip durdurmaya çalışması ile yani kendi gereksiz harcamalarına sınır koyması ile de olabilmektedir.
İlişkilerimde nasıl sağlıklı sınırlar koyabilirim? - Kendi sınırlarınızı tanıyın ve ihtiyaç duyduğunuz sınırları netleştirin.
- Kendi ihtiyaçlarımızı sorunlarımızı görevlerimizi ve zamanımızı yönetmeyi öncelikli tutun.
- Yapabileceğinizden fazla görevi üstlenmeyin.
- Kişisel sınırlarınızı belirlerken suçlu hissetmeyin sınırlar olmadığı süre zarfında kendinizin keyifsiz olacağı seçeneği seçtiğini unutmayın.
- Sınırınızın üstünde beklentiler olduğunda “Hayır” demekte kararlı olun
- Çevrenizdeki kişilerin de bu sınırınızın netliğiniz öğrenebilmesi için sınırda tutarlı olun.
- Unutmayın ki, sınırlarınızı netleştirmek ve çevrenize bu sınırlarınızı tanıtmak süre gerektirecektir. Birden olmasını beklemeyin süreci fark etmeye odaklı olun.
- Sınırlarınız hakkında çevrenizdeki insanlar ile iletişim kurun. Çevrenizdeki kişiler sınırlarınızı zihninizden okuyamaz. Bunu ancak konuşarak belirtmeniz gerekmektedir.
- Sınır koymak veya sınırlarınızı belirlemek sizin için zor ise her zaman bir psikolog desteği seçeneği olduğunu da unutmayın. Bazı sınır problemlerinin hayatınızdaki örüntülerini yakalamak ve psikoloğunuz ile beraber alternatif yolları görmeye çalışmak oldukça destekleyicidir.
|
|
|
| Devamını Oku |
 |
| İlişkilerde Manipülasyon |
| İlişkilerde manipülasyon son dönemlerde birçok ilişkide karşılaşılan problemlerden biridir. Kişilerin birbirleri ile sağlıklı iletişim araçlarını kullanamadığı yerde bilinçli ya da bilinçsizce tercih ettiği yöntemlerden birinin manipülasyon olduğu bilinmektedir. Manipülasyon bir kişinin kendi düşünce davranış ve istekleri doğrultusunda karşısındakini etkileme, değiştirme niyeti taşıyan davranışlar olarak isimlendirilir. İlişki içerisinde kişilerden herhangi birinin bir diğerine bilinçli veya değil zarar verici eylemleri istismar veya şiddet unsuru olarak ifade edildiği gibi manipülasyon da ilişkilerdeki olumsuz durumlardan biridir.
Manipülasyonu uygulayan kişi, karşısındaki kişinin de kendisinin istekleri doğrultusunda davranış göstermesi beklentisi içerisindeyken karşısındaki kişide istenilen etki ortaya çıkana kadar devam etmektedir. Bu doğrultuda yaptığı manipülatif davranışlar aşağıdaki gibidir; - Yalan söylemek,
- Duygu sömürüsü yapmak,
- Kendini gizlemek,
- Kurban rolünü oynamak
- Aşağılamak,
- Duygusal şiddet uygulamak,
- Mahrum bırakmak,
- Kendi hatalarını gizlemek,
- Kişinin duygularıyla ilgili kötü hissetmesi için aşırı tepkiler içeren davranışlarda bulunmak,
- Suçluluk duyusu yaratmak şeklinde sıralanabilmektedir.
Manipülasyona maruz kalan kişinin baş etmek için yaptığı işlevsel olmayan davranışlar ise; - Çok fazla fedakârlık yapmak,
- Karşısındaki kişiyi ikna etmek için başka insanların desteğini almaya çalışmak,
- Kişinin davranışlarına abartılı ve yanlış nedenler sunarak yaşanabilecek olumsuzluklardan kaçınmak,
- Pasif- agresif davranışlar sergileyerek öfkeyi yansıtmaya çalışmak (Örneğin; trip atmak görmezden gelmek vb.)
- Daha sonra istediği bir şeye ulaşma amacıyla şimdi ikna olmuş gibi davranmak şeklinde ifade edilebilmektedir.
Araştırmaların birçoğu gösteriyor ki ilişkilerde duygusal manipülasyona maruz kalmanın ruhsal bozulmaya sebep olabileceği kişinin benlik saygısının azalmasına yol açabildiği ve kişilik gelişimini negatif yönde etkilediği bilinmektedir. Bu hususta manipülatif partner ile baş etmenin oldukça kıymetli olduğu görülmektedir. Dolayısıyla sağlıklı insan; ilişkileri geliştirme, kendi sınırlarını keşfetme ve ilişkilerindeki problemler karşısında ihtiyaçlarını ifade etme becerisini geliştirmek adına psikolojik danışmanlık sürecinin işlevsel baş etme yollarından biri olduğu ifade edilebilir. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| İlişkilerde Duygusal Manipülasyon |
| Manipülasyon, bir kişinin kendi düşünce, davranış ve istekleri doğrultusunda karşısındaki kişinin düşünce, davranış ve isteklerini değiştirmeye çalışmak şeklinde tanımlanmaktadır. Bu gibi bir durum ile iş yaşamında romantik ilişkilerimizde aile ilişkilerimizde ve toplumsal ilişkilerde rastlamak mümkündür.
Manipülasyon türleri kendi içinde 5 farklı şekilde görülebilir. Bunlar duygusal manipülasyon, sözlü manipülasyon, davranışsal manipülasyon, bilgi manipülasyonu ve sosyal manipülasyon şeklinde sınıflandırılmaktadır. Bu çeşitler arasından en yaygın görülenlerden biri olan duygusal manipülasyon bilinçli bir şekilde yapılan aldatmaca ile kişilerin algısını, duygu, düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi amaçlamak şeklinde tanımlanabilir. Bu manipülasyon tekniği karşısındaki kişi etkilenene kadar devam edecek ve kişi etkilenince de bir süre sonra kişinin gerçeklik algısını değiştirerek psikolojik baskı altında hissettirecektir. Bu da manipülasyona maruz kalan kişinin ruhsal bozulmalar yaşamasına korku ve tehdit hissetmesine çaresizlik yaşamasına ve benlik saygısının azalmasına yol açabilmektedir. Bu etkiler aşırıya kaçtığı taktirde duygusal manipülasyona maruz kalan kişinin hayatında travmatik süreçler yaratabilmektedir. Bu etkilerden korunmak adına duygusal manipülasyonu tanımak oldukça önemlidir. Peki nelerdir bu manipülasyon davranışları?
Manipüle edici davranışlar nelerdir? - Suçluluk Tetikleme: Bu manipülasyon tekniği kişinin başına gelen olumsuz olaylarda kendi hatalarının sorumluluğunu almaktansa olayı karşısındaki kişinin suçuymuş gibi aktararak o kişiye suçluluk hissi uyandırmayı hedefler. Buna kurban rolünü oynamak da dahildir.
- Zorla Yardım Alma: Manipülatör karşı tarafın ilgisini, zaaflarını veya güçlü yönlerini takip eder ve bu bilgileri karşı tarafı manipüle etmek ve kendi çıkarlarına hizmet etmek için kullanır. Bu durum genellikle karşı tarafın yardımseverliğini veya empati yeteneğini istismar etme şeklinde görülür.
- Hile: Hile, manipülatörün gerçekte var olan durumu gizleme veya çarpıtma yoluyla karşıdaki kişiye dürüst olmayan bir tutum sergilemesidir. Manipüle etmek gerçeği çarpıtarak ya da önemli bilgileri saklayarak karşı tarafın gerçek durumu anlamasını ve buna uygun bir tepki vermesini engelleyerek gerçekleşir. Bu durum genellikle karşı tarafa yanıltıcı bilgiler verme veya belirli bir durumu abartma şeklinde görülür.
- Kapıya Ayak Koyma Tekniği: Bu tekniği kişinin birinden büyük yardım istemeden önce yapılma ihtimali daha yüksek olan küçük bir yardım istemesi şeklindedir. Manipülasyon küçük görünen yardımı kabul eden kişinin, büyük yardıma da evet diyeceği mantığıyla uygulanmaktadır. Bu teknik en yaygın kullanılan manipülasyon araçlarından biridir.
- Git Gide Artan Ricalar Tekniği: Bu teknik, temel olarak hedefe öncelikle kabul edebileceği nitelikte bir öneri sunulması sonrasında ise kabul edeceği noktaya kadar kişinin önerisini adım adım büyütmesi şeklindedir.
- Yüzüne Kapıyı Çarpma Tekniği: Bu teknikte kişi karşısındaki kişiden öncelikle kabul etmeyeceğini bildiği büyük bir talepte bulunur. Karşısındaki kişi bu büyük teklifi reddettiğinde de ikinci ve daha küçük olan talebini sunar. Daha önce büyük bir talebe hayır demiş olması reddeden kişinin istekte bulunan kişiye karşı borçlu hissetmesine sebep olabilmektedir. Bu yolla manipülasyonu uygulayan taraf ikinci isteğinin kabul edilme ihtimalini artırmaktadır.
Manipüle edici davranışlar romantik ilişkilerde nasıl görülebilir? - Sevgi bombardımanı (love bombing): Sevgi bombardımanı yani “love bombing” partnerini hızlıca etkilemek ve kendine bağlamak için yoğun şekilde ilgi ve sevgi göstermek olarak tanımlanabilir. Love bombing yapan kişi genellikle yoğun ilgisini bir anda keserek karşısındakinde kafa karışıklığına sebep olabilir.
- Gashlighting: Romantik ilişkilerde gaslighting partnerlerden birinin karşısındakinin gerçeklik algısını yanıltarak üzerinde güç sahibi olmaya çalışması anlamına gelmektedir. En sinsi manipülasyon tekniklerinden olan gaslighting, partnerin kendi düşüncelerine gördüklerine veya bildiklerine olan inancını kaybetmesi ve manipüle eden kişinin görüşlerini benimsemesini amaçlar.
- Kişiyi kendinden şüphe ettirmek: Partnerinin gerçeklik algısına müdahale ederek kendinden şüphe etmesine sebep olacak kontrol ve müdahale yöntemleri kullanmaktır.
- Pasif agresif tavırlar: Karşıdaki kişiyi etkileyen bazı olumsuz davranışlar ardından partnerin “Şaka yaptım.” , “Ya sen her şeyi kişisel algılıyorsun.” gibi alaycı düzeyde yorumlar yapması.
- Üçgen Oluşturma: Kişinin savunduğu fikri veya kendi davranışını haklı çıkarmak ve karşısındaki kişinin güvensiz hissetmesine sebep olmak amacıyla üçüncü bir kişiyi konuya dahil etmesidir. Örneğin; manipülatör “Böyle düşünen sadece ben değilim.” , “Arkadaşlarına da aynısını yapıyorsun.” gibi cümlelerle kişiyi yalnızlaştırabilir.
- Sessiz muamele: Karşı taraf ile iletişimi keserek ve onu görmezden gelerek onun üzerinde kontrol kurmayı hedefleyen, duygusal anlamda cezalandırıcı davranışlardır.
Manipülasyona uğradığımı nasıl anlarım? Eğer yukarıda bahsedilen manipülatif davranışlar ile sıklıkla karşılaşıyorsanız, kendi davranışlarınızdan şüpheye düşmeye başladıysanız, içgüdüleriniz size bir sıkıntı olduğunu söylüyorsa, yoğun suçluluk hisleri yaşıyorsanız, kişiliğiniz ile ilgili algınız bulanıklaşıyor ve akıl sağlığınızı sorgulamaya başlıyorsanız manipülatif bir ilişki yaşıyor olabilirsiniz.
Manipülasyondan kendimi nasıl korurum? İlişkide duygusal manipülasyona maruz kaldığınızı düşündüğünüz yerde kendinize “Bu ilişkide nasıl hissediyorum? Onun yanından ayrıldığımda nasıl hissediyorum. Bu yaşananların ne kadar benim davranışlarım ile ne kadar onun davranışları ile bağlantılı olabilir? Suçluluk ve kendinden şüphe duygularını sıklıkla hissediyor muyum? Kendimi sürekli hata yapmaktan korkarken buluyor muyum?” sorularını sorabilirsiniz. Bu soruların sonucunda gerçekten manipülatif bir partner, patron veya arkadaş ile ilişkide olduğunuzu fark ediyorsanız ilişkilerde sınırlarımızı sorumak kendimizi korumak adına oldukça önemlidir.
İlişkilerde sınırlarımı nasıl koruyabilirim diye düşünüyorsanız bu konu ile ilgili sitemizdeki “İlişkilerde Sağlıklı Sınırlar” isimli yazımızı da okumanızı öneririz. Keyifli okumalar. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Çiftlerin Psikoterapi Hakkında Mitleri |
| Kişilerin ilişki içinde kendi cephelerinde yaşadıkları sorunları bir çift olarak konuşabilmeleri, tartışabilmeleri ve anlaşamadıkları konusunda bile anlaşabilmeleri aslında o evliliğin hala yaşadığının ve nabzının hala vurduğunun göstergesidir. Bünyede can vardır sadece belirli konularda bünye hassaslaşmış ve düğüm olmuştur.
Eğer çift olarak tedaviye geliniyorsa bu iyi bir temelin varolduğunu göstermektedir. Belki bu temelin üstüne bina yanlış çıkılmıştır. Belirli tuğlaların hatta duvarların yerlerinin değişmesi gerekiyordur. İşte evlilik terapisti, kişilerle beraber her tuğlanın yerini tek tek tartışır ve aslında evliliğin asıl su alan yerini kişilere çoğunlukla sürpriz bir şekilde fark ettirir.
Mit kaynağı kanıtlanabilir olmayan fakat doğayı adetleri ya da alışkanlıkları açıklayan geleneksel bir düşünce olarak yayılan populer bir masaldır. Terapi sürecine giren miti temelsiz düşünceleri sürdürdüğü ya da çift üyelerini ve bizi gerçek konulardan uzaklaştırdığı için eleştiririz.
Çiftler yaşamlarını ve ilişkilerini daha işlevsel hale getirmek için terapi desteği alırlar. Eğer başlangıç varsayımları hatalı düşüncelere dayalıysa kaçınılmaz olarak birlikte çalışma ve başetme yetenekleri ile çatışan kötü durumlarla karşılaşırlar. ‘’Yargıç olarak terapist’’ Zihinleri karşılıklı hata bulma ve evliliklerindeki hoşnutsuzluktan en fazla sorumlu olan tarafı araştırma ile meşgul olan çiftler terapistleri yargıç olarak görürler. Halbuki bu mitin aksine terapistin odak noktası objektif bir şekilde "sadece" ilişkinin yararını gözetmek olacaktır.
‘’Bize ne yapacağımızı anlatacağı için terapiste gidiyoruz.’’ Bir terapist çifte önemli bir konu ya da geçmişe ait dinamikler üzerinde derinlemesine düşünmelerini kolaylaştıran bir rehber, çiftin iletişiminde tarafsızlık ve dengeyi sürdürecek bir hakem, zorlandıkları sürece konuşabilecekleri empatik bir insan gibi birçok imgeyi paylaşabilir. Terapist talimatlar veren neyin doğru neyin yanlış olduğunu iddia eden bir rolde değildir. ‘’Terapi sürecinin başarısı terapistin yeteneğine bağlıdır.’’ Terapistin becerileri ve yetkinliği elbette terapinin başarısı için kilit unsurlardan biridir. Fakat terapi sürecindeki hamlelerin sorumluluğu bütün katılımcılara aittir.
‘’Kadın veya erkek; evli veya bekar bir terapist benimle daha empatik bir ilişki kuracaktır.’’ Hangi cinsiyette ve medeni halde olursa olsun yetkin bir terapist iki eşe karşı da adil olmayı ve dengeyi korumayı başarabilir.
‘’Bu ilişki kurtarılır mı?’’ Çiftler bazen evliliğin sıkıntılı olduğunu itiraf etmeyi ilişkinin yardım edilemez ve onarılamaz olduğunu kabul etmekle eş sayarlar. Bu inanç, zamanla kendini gerçekleştiren kehanete dönüşebilir ve çiftler terapi sürecini sonlandırabilir.
‘’Eşin/Partnerin iyileştirilmesi ‘’ Bazen çiftler "terapist benim eşimi düzeltecek " beklentisiyle terapiye gelebilirler. Burada bilinmesi gereken, ilişkiye ait mevcut problemin ve çözümün sorumluluğunu her iki kişinin de üstlenmesi gerektiğidir.
‘’Terapi süreci bir kez başladı mı asla bitmez.’’ Terapi süreci birkaç seanstan birkaç yıla kadar sürebilir. Danışanın hedeflerine ulaşması amaçlanırken sürece katkıda bulunmak görüşme sıklığını belirlemek ve süreci sonlandırmak terapist ve danışanın ortak sorumluluk unsurlarındaan biridir.
‘’Korkarım biz konuşacağımız her şeyi konuşuyor olacağız ve terapist sadece dinleyecek.’’ Terapistiniz yalnızca sizin kendi doğrularınızı bulmanıza ve en doğru kararları vermenize yardımcı olan kişidir. Bu sebeple ağırlıklı olarak yargısız bir dinleyici ve doğru sorularla yolunuzu aydınlatan bir fener rolü üstlenir. |
|
|
| Devamını Oku |
 |
| Çatışma Bağ Kurmanın Bir Başka Yolu |
| Her zaman hedefimiz samimi ilişkiler kurmak olmalı çünkü bunlar hem bize güç verir hem de önemli anılarımızın kaynağıdır. Ama bazen bu tür ilişkiler olmadığında ergenler ve ebeveynler başka bir yöntemle ilişki kurmaya çalışır: Çatışma
Olumsuz ilginin bile hiç ilgi olmamasından daha iyi olduğunu biliyoruz. Eğer ebeveynler, hayatlarının erken dönemlerinde ihmal edildiyse veya travmatik deneyimler yaşadıysa onların ergen çocukları bir bağ kurma şekli olarak çatışma çıkarabiliyor. Bu tür vakalarda ebeveynlerin bireysel terapi sürecine başlaması çok önemlidir.
İlişki içinde olabilmek ciddi şekilde kendini iyileştirmeyi gerektirir çünkü eğer siz mutsuzsanız ve kendinizi sevmiyorsanız bir ilişki içinde mutluluk ve sevgi bulmayı nasıl bekleyebilirsiniz ?
Harvard ın ünlü yetmiş beş yıllık araştırması gösteriyor ki; iyi samimi ilişkiler kurarsanız başarılı da olursunuz. Sadece o kadar da değil daha da uzun yaşarsınız. Günün sonunda ve yaşamınızın sonunda tek önemli olan ilişkilerdir. Ergen çocuğunuzla bağ kurmanız ve sağlıklı bağların olduğu bir yaşam modeli oluşturmak ebeveyn olarak yapabileceğiniz en iyi iki şey. |
|
|
| Devamını Oku |
|